15 Ocak 2012 Pazar

Vatanseverlik mi Barış mı? - Cennet Bilek




 VATANSEVERLİK Mİ BARIŞ MI?

 "Vatanseverlik övüldükçe savaşlar olacaktır"Tolstoy

 Son günlerde “savaşa hayır” demek, “ Çocuklarımızı askere göndermiyoruz” demek bile suç. Dün Ankara’da şair Özgen Seçkin’le konuşuyorduk. Çok kaygılıydı yaşananlardan. Aydınların bir araya gelip bir basın açıklaması yapamamasından dolayı içten içe öfkeliydi.. Bülent Ersoy bile yaptı abi dedim. Güldü. Biz yapsak linç girimleriyle karşı karşıya kalırız dedi. Bülent Eroy’da linç girişimleriyle karşı karşıya kaldı ama o yiğitçe karşılık verdi savaş çığırtkanlarına, “ Ben sözlerimin ardındayım” dedi. Biz de senin yanındayız Bülent hanım, savaşa karşı barış diye çığlık atıyor kalplerimiz. Bülent Ersoy’u taktir ediyorum ve etmeliyiz. Savcılık hemen soruşturma açmış. Daha ne kadar soruşturma açılacak?

 Peki ya küçücük çocukların beynine savaşı aşılamak neden suç olarak görülmüyor? Savcılar çocukları alanlara taşıyan kişiler hakkında da soruşturma açmayı düşünüyor mu acaba?
 Dün haber kanallarında ilkokul öğrencilerinin şehit cenazelerine gönüllü katıldığını gösteren haberleri şaşkınlıkla izledim. Bu yaşta çocukları ölüm ve savaş fikriyle tanıştırmanın o çocukların psikolojisini nasıl etkileyeceğini hiç düşünemiyorlar mı acaba? Bu yaşta çocuklara, barış ve kardeşlik ve sevgi kavramları öğretileceğine, savaş, kin ve nefret öğretiliyor. Sırf meydanlarda daha kalabalık görünme kaygısı….

Yüz yıllardır öğretilen yanlışlara hala devam ediliyor. Sahte vatanseverlik söylemlerini ağzından düşürmüyor insanlar. Vatanseverliği övdüğümüz ve genç kuşakları onunla eğittiğimiz sürece, ulusların fiziksel ve ruhsal hayatlarını yok etmek üzere silahlanmamızın devam edeceği ve savaşlar olacağı bir türlü anlaşılamıyor.

Benim çocukluğumdan bu güne pek bir şey değişmemiş. Evimizin karşısındaki okulda her gün üç vakit marş sesleri dinliyoruz. Çocuklar marş söylemeden içeri alınmıyorlar. Ve ben kendimi çok talihsiz görüyorum. Bir de evimin tam karşısında bir cami var. Diğer ezanlar neyse de sabah ezanı okunmaya başlayınca o derin uykudan nasıl korkuyla uyandığımı bir ben biliyorum. Gerisini siz düşünün….

Çocukluğum yalanlarla dolu milli tarihlerle, marşlarla geçti. Yolun yarısına geldim hala aynı şeyleri yaşatıyorum kendime. Haydi bizi büyüttünüz yalancı tarihlerle… Hiç değilse yeni kuşaklara daha gerçekçi şeyler anlatılsın. Sahte kahramanlıklar, iç-dış düşman masalları pekte inandırıcı değil günümüzde.

İktidarı elinde bulundurana bakar mısınız? Başörtüsüyle uğraşıyor. Körpecik kızların beyinlerini aydınlatmak yerine başlarını örtmeye çalışıyorlar. Kadını cinsel obje, baştan çıkaran olarak görmeseydik yine başını örtmeye çalışır mıydık? Hani vatan elden gidiyordu? İktidarın tek umursadığı şey; daha fazla nasıl kurumsallaşabiliriz, türbanı nasıl yediden yetmişe hayata geçirebiliriz. Halk açlık sınırındaymış, Kürtlerin üzerine bombalar yağıyormuş, asker ölüyormuş tınlamıyor bile adamlar.

Sadece bu iktidar mı böyle elbette hayır. İktidarlar, diğer milletlerden veya aralarındaki düşmanlıklardan gelecek bir saldırı tehlikesi altında olduğuna ikna ederek halka tahakküm ederler. Halklar iktidarların tahakkümü altında olunca, iktidarlar onları diğer halklara saldırmaya zorlarlar. Yani biz hep tahakküm altındayız!

Son günlerde beynimi kemiren bir soru var. Vatanseverlik nedir? Ben de bu kavram neden yaşam bulmuyor?
 Bir kişinin doğduğu topraklara olan bağlılığı mıdır? Çocukluğundan başlayıp erişkinliğe yada ölene kadar umutlarının, hayallerinin ve özlemlerinin bir arada toplandığı yere duyduğu sevgi midir?
Eğer vatanseverlik bu ise, bu gün dünyanın dört bir ucuna yerleşmiş o ülkelerde kendilerine yaşam kurmuş insanlarımız bu duyguyu nasıl yaşıyorlar? Büyüklerimizin bize anlattığı vatanseverlik hikayelerinde ise acıdan, gözyaşından yıkımdan başka ne var?

Leo Tolstoy, ise şöyle tanımlar vatanseverliği. “bütün katillerin eğitimini tatmin edecek bir prensip olarak tanımlar; hayatın gereklilikleri olan ayakkabı, kıyafet ve ev yapımından çok insan öldürmek için daha iyi ekipmanı bulunan bir iş; averaj çalışan adamınkinden daha üstün kârları ve zaferleri garantileyen bir iş. “

Gustave Herve de vatanseverliğe şöyle yaklaşır. “din kurumundan daha incitici, vahşi ve insanlık dışı bir boş inanç” olarak tanımlar.
 Tüm bunlara baktığımızda kendimce şu sonucu çıkardım. İnsanlarımızın barış ve huzur içinde yaşamadığı, kardeşin kardeşe kurşun attığı, sosyal güvenliğinin, can güvenliğinin olmadığı, emeğinin karşılığını alamadığı bir vatanseverlik neye yarıyor? Vatanseverlik mi barış mı derseniz elbette barış diyorum. O çok özlediğimiz barış!


Tolstoy’u daha çok “Savaş ve Barış” ve “Anna Karanina” romanlarıyla biliriz. Tolstoy Kafkaslardan Avrupa şehirlerine çok dolaşmış, Kırım savaşına da katılmış, Savaş ve Barış’tan sonra kendini tamamen pedogojik çalışmalara vermiş hatta çiftliği Yasnaya Polyana’da köylü çocukları için özgürlükçü bir eğitim anlayışıyla okul açmış, öğretmenlik yapmış, bizlere sayısız harika eser bırakmış bir usta…

Benim yeni bitirdiğim bir kitabından söz ederek ayrılmak istiyorum sizden. “Vatanseverliğe karşı “ Sekiz, dokuz ve on yaşlarındaki çocuklar arasındaki şu diyaloğu paylaşmak istedim sizlerle.

“Karlhen Şmit (9 yaşında): Prusyamız, Rusların bizden toprak almasına izin vermeyecek!

Petya Orlov (10 yaşında): Biz de diyoruz ki, önce biz fethettiğimize göre toprak bize ait.

Maşa Orlova (8 yaşında): “Biz” kimiz?

Petya: Sen daha çocuksun, anlamazsın. “Biz” ülkemizin halkı demek.

Karlhen: Her yerde böyledir. Bazı insanlar bir ülkeye, bazıları da diğerine aittir.

Maşa: Ben kime aitim?

Petya: Rusya’ya, hepimiz gibi.

Maşa: Ama ya istemezsem?

Petya: İstesen de, istemesen de Russun. Ve her ülkenin kendi çarı ya da kralı vardır.

Karlhen (araya girerek): Ya da Parlamento’su…

Petya: Hepsinin kendi ordusu vardır ve hepsi kendi halklarından vergi toplar.

Maşa: Ama niye böyle ayrılmışlar?

Petya: Ne demek? Her ülke farklıdır?

Maşa: Ama niye böyle ayrılmışlar?

Karlhen: E çünkü, her insan kendi anavatanını sever.

Maşa: Neden ayrı olduklarını anlamıyorum. Hep beraber olmak daha iyi olmaz mı?

Petya: Oyun oynamak için beraber olmak daha iyi, ama bu oyun değil, önemli bir şey.

Maşa: Anlamıyorum.

Karlhen: Büyüyünce anlarsın.

Maşa: Öyleyse büyümek istemiyorum.

Petya: Küçüksün, ama şimdiden inatçısın, hepsi gibi. “

Cennet Bilek