kurd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2016 Cumartesi

Kovara Wêje û Rexne yê Hejmara 6an Derket!






Hejmara 6an ya kovara Wêje û Rexneyê bi serenavê “Wêje û Sirgûn” derket

Kovara ku bi giştî li ser lêkolîn, rexne û analyzen wêjeyî disekine ku ev şeş hejmare çap dibe, bi vê hejmareke nû dhisa li ber desta ye. Kovara çar mehane ku ji Amedê derdikeve, di her hejmarê de li ser mijareke taybet kûr dibe. Di vê hejmarê de jî mijara sereke ya dosyayê “Wêjeya Sirgûnê” ye.

Di çarçoveya dosyayê de hem gotarên bingehîn yê cîhanê li ser teoriya wêjeya sirgûnê hem jî li ser tecrûbeyên wêjeya sirgûnê ya cîhanê hene. Herweha di debarê wêjeya kurdî ya sirgûnê de hem li ser metnên wêjeyî hem jî li ser tevger û kovarên wêjeyî lêkolînên zanistî hene. Hevpeyvîneke dirêj bi Hesenê Metê re hatiye kirin di çarçoveya dosyayê de.

Ji bilî dosyaya li ser wêjeya sirgûnê, gelek gotarên li ser mijarên curbecur jî hene ku bala xwendevanan dikişînin. Yek jê ya akademisyenê kurd İbrahim Seydo Aydogan e ku li ser rewşa rewşanbîrên kurdan disekine. Herweha hevpeyvîneke bi rexnegir û aktivîstekî Afrîqî Ngũgĩ wa Thiong'o re hatî kirin li ser wêjeya bindestiyê xwedî hişmendiyeke nû ye. Di vê hejmara kovarê de tişta ku bala xwendevanan dikişîne ew e ku kovar bi giştî xwedî naverokeke dewlemend û pirrengî ye.

Kovara ku li pirtûkfiroşan û li ser înternetê li benda xwendevanên xwe ye, di hejmara 7an de jî wê li ser mijareke balkêş be. Mijara hejmara heftan ev e: “îmaj û temsîla salên 90î di wêjeya kurdî de”

Naveroka Kovarê:

Îbrahîm Seydo Aydogan: Rewşenbîrîya Rojhilatî û Bindestîyê li Kurdistanê
Memê Mala Hine: Wek Berhemeke Vekirî Mem û Zîn û Şîroveyên wê yên Ekstrem
Mîrza Baran: Bertekeke Derhisî li Hember Makînebûnê di Novellaya Herman Melville a Bartlebyê Nivîsevan de
Güneş Kan: Rengvedanên Zayenda Civakî di Helbesta Helbestvanên Kurd ên Jin de
Serdar Ay: Hevpeyvîn bi Ngũgĩ wa Thing’o re
Vecdi Demir-Xelîl Semed: Bîyanîbûn, Zayendî û Desthilatî di Berhemên Şener Ozmen de
Cihan Kaynar: Texeyula George Orwell: 1984
Necat Keskin: Mitirb û Mitirbî: Nasname û Vegotin
Musa Ekici: Formên Veqetandeka Nebinavkirî di Kurmancî de
Guneş Kan-Dawid Yeşîlmen: Li Ser Sirgûnî û Wêjeyê Hevpeyvîn bi Hesenê Metê re
Edward W. Said: Rengvedanên li ser Sirgûnê
Ş. Afrougheh-H. Safari - K. Azizi: Poetîkaya Sirgûnê: Gerîna Ber bi Welatê Serpêhatîyên Ronakbîrî ve
Mehmet Yonat: Dîyaspora û di Kovara Nûdemê de Dîyaspora
Omer Farûk Yekdeş: Sirgûnek di Nav(ber)a Rabirdû û Niha de
Francesco Marilungo: Ji Mekanê Sirgûnîyê ber bi Cîhê Nasnameyê ve: Temsîlên Wêjeyî Yên Bajarê Amedê di Wêjeya Kurdî ya Nûjen de
Dawid Yeşilmen: Sirgûn û Rewşenbîrî: Xwendineke Tematîk li ser Romana Firat Cewerî, Payîza Dereng
Îlyas Cembelî Suvağcî: Hêmanên Sirgûn û Penaberîyê di Romana 99 Morîkên Belavbûyî de
Sonja Galler: “… Ez Berê Nivîskarekî Elman bûm” Wêjeya Elmanî ya Sirgûnê di Serdema Sosyalîzma Nasyonal de
Helîm Yusiv: Wêjeya Kurdî li Derbiderîyê
Seyîd Çaçan: Qedrîcan û Xerîbî

9 Ekim 2013 Çarşamba

Şerko Bêkes - Nivîskarê Kurd


Şêrko Bêkes (rehm li ser be-ruhu şâd olsun)

Şiirlerimden,
Gülü çıkarırsanız, dört mevsimden
bir mevsimim ölür.
Yâri çıkarırsanız,
iki mevsimim ölür.
Ekmeği çıkarırsanız,
üç mevsimim ölür.
Özgürlüğü çıkarırsanız
dört mevsimim ölür,
ben de ölürüm...

Ger ji nava helbestên min
Hûn gulê derxin, ji çar demsalan
Demsaleke min dimre
Ger hûn yarê jê derxin
Du demsal dimrin
Ger hûn nan jê derxin
Sê demsal dimrin
Eger hûn Azadîyê jî derxin
Wê sala min bimre
Ez ê jî bimrim ..


10 Ağustos 2013 Cumartesi

"Tu zanî Ez keçikek fille me" sözünün takibiyle: Fille nedir, gavur nedir?



 TU ZANÎ; EZ JÎ KECIKEK *"FILLE" ME?



Üyesi bulunduğum bir yahoo grubuna yazdığım, 'Kimlik İstemem!' başlıklı mektubuma dostlardan gelen yanıtlar içinde sevgili Latif Çavdar'ın yazdığı şu satırlar beni bu sözcüğün izini sürmeye dürtüledi.


Bu geçmişe doğru bir iz sürüsü zorunlu kılıyordu.

Şöyle bitiriyordu mesajını sevgili Latif Çavdar; "Özellikle oynanan oyunlarda ben kazandım mı, akrabam olan çocuklar bana kürtçe, 'Xuna fıle heyi tede' (fıle kanı var sende) tabii bunlar konuşulurken ben sen şanslısın diye algılıyordum.Süreç böyle devam ederken 'fıle' kelimesini büyüklerin konuşmalarında işitince büyüklerime sormaya başladım, ama her seferinde konuşmaktan kaçınılıyor kimse bir şeyler anlatmıyordu. Sonunda benim için 'fıle' kelimesini kullanan çocuklar kelimenin içeriğini anlattılar ve sonunda Babaannemin, Nenesinin Ermeni olduğunu öğrendim, Neneme sorduğumda bu konuda ser veriyor sır vermiyor ve bu konuları asla konuşmuyor, nenem halen sağ ve bu konuları halen asla konuşmaz, yaşanılmış hikayeleri ise yaklaşık 5 yıl önce Nenemin Hacca gitmesine yakın gelen akrabalarından dinledim öylece kavradım. Ve halen 'Fıle' kelimesinde aklım, gayri-müslimler için kullanılan bu kelimeyi çözmeye çalışıyorum."

Bu kelimeyi çözmeye çalışan sadece biz değildik.

İsviçre'de iken bulunduğum bir toplantıda tanıştığım değerli ahparigim, Sason'lu Bogos Tovmasyan da, benimle paylaştığı kitap çalışmasının dokumanlarında, kitabına tam da bu sözcüğün uzun bir açıklamasını yaparak başlama gereği duymuştu.


Çünkü; ailesinin hikayesini anlattığı bu kitapta sıkça geçecek bir sözcüktür "Fılle".

Aramice'ye kadar dayanıyor koku Falohé-Fılle'nın, Farsca'da da kullanılıyor ama bakın anlamı neymiş:

Falohe= zıraatçı...


Şu notu da düşmüş kitaba: "Ziraatçılık eskiden, yalnız toprakla uğraşmak anlamında; buğday, mercimek, darı ekinlerin ekildiği anlamına gelmez, aynı zamanda ağaç diken ve ağaç budayan anlamına da gelmektedir."


AĞAÇ DİKEN HALK..

O devirde komşuları, özelikle Persler bu sözcüğü Ermeniler için, (Fallohe-Fılle) "Ağaç diken halk" anlamında kullanırlarmış.

Ağaç dikmenin bu halk için ne kadar önemli olduğunu anlatan, yazarımızın babasıyla yaşadığı bir anısını okuduğumda Hrant Dink'in bir sözünü yeniden hatırladım içim burkularak ; "Hazinelerimiz bu toprağin altındakiler değil, üstündekilerdi."


Sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim bunu canlar...

Anlatıyor Bogos Tovmasyan:
"1996'da İsviçre'de üzerine ev yapabileceğim kadar bir toprak parçası satın aldım. Bizde adettir temel atılmadan bir keşise (papaz) dua ettirilir. Ama burada öyle her istediğinde din adamı bulamadığımızdan ve bir an once evi yapıp yuvamıza kavuşmak istediğimizden, duasız attık temeli ve evi bitirdik.

Eve girip oturmadan bari bir duamızı edelim derken, babam geldi aklıma. 1910 doğumlu 86'lık babamı çağırdım ve :

-Baba, hayırlısıyla kendimize iyi kötü, başımızı sokacak bir kullik yaptırdık. Sen daha hayattasın ve duan keşişlerin duası kadar sayılır, evi bir kutsa da biz de hayırlısıyla girip oturalım.

86 yaşındakı keşiş baba, bastonuyla evin dört duvarını dolaştı. Her duvarın üzerinde bastonuyla Surp Haç'ı geçirdi, evin bahçesinde bir tur attı ve geldi oturdu.

-Oğlum dedi, evin hayırlı uğurlu olsun, güle güle ailece can sağlığıyla oturun.
-Sağol baba iyi ki sen vardın.
dedim ve elini öpüp, yanına oturdum.
Yaşlı babam, dudağını kımıldatıyor, titrek titrek bir şey anlatacak, konuşacak ama....O 'oğul ' bazen de 'lao' derdi.
-Lao bir şey söyleyeceğim ama..
ve durdu.
-Ama??
-Ama; yani evinden soğuma...
"Soğuma" deyince içimden bir şey koptu...
Babam devam etti;
-Hayırlısıylan evinin her şeyi kusursuz güzeldir ama bir eksiği vardır.
-Baba eksikliği nerden çıkardın? Kapı, pencere, çatı, banyo, tuvalet, mutfak her şey herkesin evi gibidir.
-İşte oğul dedi, her şey herkesin evi gibi olduğu için, eksiklik orada. Senin evin Ermenilerin evine benzemiyor.
-Halla! halla! babo bunu nereden çıkarıyorsun ?
Ev evdir, Ermenilerin evi nasıl olur?
-Oğlum beni dinle. Ermeni evi dediğim, banyosu, kapısı, penceresi, mutfağı ile ilgili değildir. Eksik olan evin etrafindaki meyve ağaçlarıdır. Biz önce meyve ağaçlarını diker sonra evin temelini atarız,
atalarımızdan öyle gördük.
Ve başladı atalarımızın dikmeden asla bir evin temelini atmadıkları ağaçların isimlerini sıralamaya.
-Dut ağacı, asma, üzüm ağacı, ceviz ağacı, elma ağacı, nar ağacı, kayısı ağacı, incir ağacı, zeytin ağacı, badem ağacı ve bir de meyvesi olmayan meşe agacı. Bunları diktiğin zaman senin evin de *Haygagan Hay duna benzer.
-Iyi de baba bu soğuk memlekette yetişmez ki bu ağaçlar...
-Yetişir lao yetişir. Öyle bir yetişir ki gökyüzüne kadar uzanır.
-Baba dedim, uzanması ne işe yarar ki meyve vermedikten sonra?
-Oğlum. dedi ve durdu... Bu ağaçlar meyve vermeseler de, Ermeni halkının simge ve etiketidirler...Meyve vermeseler de, bahçede süs gibi de kalsalar yeter...Şunu unutma oğul; insan ağaç olmadan yaşayamaz..."
Persler döneminde, Ermeni halkına neden, ağac diken anlamına gelen "Fille" dendiğini bizler, 1996 yılında baba oğul arasında yaşanmış olan bu diyaloglardan çok net anlayabiliyoruz...
Zaman içinde bu "Fılle" sözcüğü tüm Hıristiyan halklar için kullanılan bir hakaret sözcüğüne dönüşmüş ne yazık ki...

Sözcüğün bu değişimi yaşaması, İslamiyetin yayılmasıyla doğru orantılı gelişen bir süreç...

Din farkının sistem tarafından bilinçli olarak, Hıristiyan halka karşı bir kışkırtma aracı olarak kullanıldığı yıllarda bu sözcük de tümüyle bir aşağılamanın, dışlamanın ve ötekileştirmenin ifadesi olarak kullanılmış...
"Kürtler; "FIlle-gulam" yani köle anlamında "fılle" derlerdi.
Bu anlamıyla kendileri için bir mal (!) yaratılmış olurdu.

"Tu Fılleye mini!" "Sen benim Fıllemsin"...


Birbirleriyle kavga ettiklerinde, biri diğerini acımasızca dövdü mü, dövülen şöyle derdi: "Ma niye ben senin Fıllen miyim?"


"Ma çima ez tu Fılleye te me?"

Babam rahmetli de olduğu son güne kadar, üzüntüyle, hiç iyileşmeyen bir yaranın acısıyla, bu cümleyi tekrarlar dururdu...

"Hey! hey gidi hey! Lehe lao lehe 'Fılle' ye!"


"Vur oğlum vur "gavurdur" !"


Burada "Vurmak" fiili "öldür" anlamı yüklenerek kullanılırmış. "


'Gavur'a' acımak gibi bir yanlışa düşmesin diye küçücük çocuklar, büyükler tezahurata dururlarmış ...

Çocukluğunda yaşadığı çocuk kavgalarında yediği dayaklardan çok, büyüklerin tuttuğu bu tezahurat yaralamıştı O'nu ve bu yarası iyileşmeden ayrıldı aramızdan 2008'in Mart ayında...
Düşünüyorum da acaba bir halk için önce övgü, hayranlık, saygı anlamı yüklü olarak kullanılan ama asırların sosyal, siyasal değişimlerin getirdiği sonuçların günlük yaşamdaki tezahürü olarak, bir hakaret ve aşağılama ifadesine dönüşen, bu "Ağaç Diken Halkı" bunca yaralayan başka bir sözcük var mıdır?!

İşin ironisi ise sanırım, sözcüğün taşıdığı gerçek anlam ile sonradan yüklenen anlamı arasındaki korkunç uçurumda saklı...

Yukardaki başlığı bu nedenle attım...

"Biliyor musun ben de bir "Fılle" kızıyım?" derken, taaa en başından başlarım hikayeye, asırlar öncesindendir seslenişim, soruşum...

Anadolu'mun bugününe baktığımda; önce Ermeni'siydi, sonra Kürt'ü ve bugün Türk kardeşlerimizin bile "Birilerinin Fılle'sı" olduğunu görürüm...

Sözcüğe yüklenen son anlamıyla halklar, hep "Birilerinin" "Acınmaması gereken Gavuruydu."


HEPİMİZ FILLEYIZ..
O halde ?!..

Nereye varmıştık insan kardeşlerim?


Taa en başta olduğumuz yerdeyiz, asırlar öncesinde durmamız gereken yerde...


Hani son üç yıldır bağırılıyor ya; "Hepimiz Ermeniyiz" "Hepimiz Kürdüz!" "Hepimiz şuyuz ya da buyuz! diye...


Bence hepimiz "Fılle"yız diye bağırmalıyız, "Ağaç dikmeyi seven halkız" anlamında...

Dünya'lı kardeşlerimin bir gün gezegenimizi sadece; "Ağaç dikmeyi seven halklardan ibaret bir gezegendir Dünya" diye tanımlayacakları günlere tez varmamız dileğiyle diyorum ki;

"Biliyor musunuz ben de bir "Fılle" kızıyım?"


Ağaç dikmeyi sevenlerin kızıyım!


"Tu zanî; ez jî kecikek "Fılle" me?"


Anjel Dikme

Paris


24-1-2010

*FILLE sözcüğü, küçük harflerle yazıldığında, klavyemde türkçe karakter bulunmadığından, noktalı ( i ) olarak çıkmaktadır. 

24 Haziran 2012 Pazar

Osmanlı'nın son dönemlerinde Kurdistan adlı gemi



I..Abdulhamit döneminde Osmanlı son sürecini yaşarken, Avrupa devletlerine karşı yıkılış sürecini geciktirmek için hem dini hem de sivil örgütler kurulmuştu. Cemiyeti Hayriye-i İslamiye gibi dini kuruluşların yanısıra, oluşturulan bir diğer kurum ise Donanmayı Humayun idi.

Osmanlı kaybettiği toprakların bir kısmını deniz hakimiyetini yitirmesinden sonra meydana geldiği süreçte II. Abdulhamit ve ekibi devletin elden çıkmış olan topraklarını geri almak bir yana elindekileri koruyabilmesi için güçlü bir donanmaya ihtiyacı bulunmaktaydı. Böyle bir donanma kurabilmek içinde ciddi bir ekonomik güç gerekiyordu. Osmanlı ciddi bir borç batağında olduğu bir süreçte bu borçlarının ödenmesi için “Duyun-ı umumi dairesi” kurulmuş, devletin vergi gelirlerinin önemli bir kısmı bu daire aracılığıyla söz konusu borçlara gönderiliyordu.

İşte bu nedenden dolayı Osmanlı, büyük projelerde sömürgesinde olan halklardan alınacak olan yardımlara dayanmaya çalışmıştır. Kürtlerin varlığı da nedense hep bu yönlü yardımlarda ön plana çıkmaktadır. Hicaz Demiryolu gibi dev proje bu şekilde neticelendirildiği gibi Donanmayı Humayun'un güçlendirilmesi ve modernize edilmesinde de benzer yönteme başvurulmuştur. Hicaz Demir yolu projesi devlet tarafından organize edilmiş iken, “donanma ianesi” projesi ise devlet tarafından kurulan, teşkilat tarafından yürütülmeye çalışılmıştır.

Donanmaya yardım için İstanbul'dan yapılan çağrı sonucunda Kürdistan'ın da birçok yerinden para toplanmıştır. (B.O.A.DH.EUM.THR. 22/30--67/17—77/8—79/

30—83/49.)

Diyarbakır, Erzurum,Van, Mamuretu'l-Aziz ( Elazığ), Bitlis, gibi şehirden toplanan para ile alınacak gemiye o bölgenin ismi verilecektir. Kürdistan'dan toplanan para ile alınan gemiye “Kürdistan Gemisi” ismi verilmesi kararlaştırılır. (Belge Numarası, B.O:A: İ.D.H.13629.)

28 Nisan 2012 Cumartesi

KERNEMÛT ZAMANI







KERNEMÛT: Günümüzdeki İnanış ve uygulamasınına göre bu kelime Çok eski bir Arîyanîk Mitolojiden kaynaklı olarak başlıca dört fenomene ad olmuştur. 1)Atmosferik Olay, 2)Bir yıldız adı, 3)Eski bir Kürt Bayramı,4)Güncel bir takvim ayı.


1)Atmosferik Olay: Newruz'dan sonraki ilk on günlük süre içinde bir fırtına her yıl peryodik olarak çıkar. Bu fırtınaya, Kürtler "Kernemût" adı veriyorlar.  Kernemût'ta en şiddetli kış döneminde görülen kötü koşullar, yeniden düzensiz bir şekilde fırtına, yağmur başlar, kar olarak görülür. Dolayısıyla insanlar da dahil olmak üzere canlılar hastalanabiliyor, ölebiliyor. Henüz açmış bulunan meyve ağaçlarının çiçekleri telef oluyor. Evlerin çatıları uçuyor. Bu düzensiz havalar dört gün kadar sürer. Kürtler, Önceden böyle bir fırtına olasılığından haberdar oldukları için tedbirsiz yakalanmamaya gayret ederler.  Bu olay okadar belirgin ve çıkacağı günler okadar sabittirdir ki, Kürtler yanlarında çalıştırdıkları hayvan işçilerinin (xulam, şivan, gavan) çalışma sürelerinin Kernemût'tan sonra sona ereceğini şart koşmaktadırlar. Böylece onların yardımı ile mutlak kötü bir atmosferik değişimi kolayca atlatılması amaçlanmaktadır.


2)Bir yıldız adı:  Kürtler, bazı atmosferik olayları bu örnekte olduğu gibi astrolojik bazı halk hikayeleri ile bütünleştirmektedirler. Bunun için de sabaha karşı Gökyüzünde görünen yıldızı "Kernemût" olarak adlandırmıştır. Bu yıldız ve Kernemût ile ilgili bir hikaye, kısaca şöyle anlatılıyor: «Bir İlkbahar başlangıç gecesinde sabah Yıldızı (Kernemût Yıldızı) görününce, eşeklerden oluşan kervanlar yola çıkar. Ancak beklenmedik bir fırtına kopar. Fırtına öyle beklenmedik ve korkunçtur ki  eşeklerden oluşan kervanlardaki bütün eşekler ölür. Böylece o fırtınanın adı ve o yıldızın adı Kernemût olmuştur.»


Hikayede eşeklerden oluşan kervanlardan söz edilmesi, tarihi bir ticari olayı çağrıştırıyor. Hatti Ülkesindeki eski Assur kolonileri döneminde (M.Ö: 2000) kervanların eşeklerden oluştuğu hatırlanırsa Kernemût ile kervan arasında tarihsel bir ilişkinin olduğu açığa çıkıyor.Hikaye  (Bu konuda daha fazla bilgi için, Bk. Arya uygarlıklarından Kürtlere, Selahaddîn Mihotulî, İstanbul, 1992) bu ilişkinin sonucudur. Dolayısıyla bu hikayenin konusu Hittit(-Hatti) öncesi Assur koloni çağına (Bk. Zagroslardan Hatti Ülkesine, Selahaddîn Mihotulî) kadar inebilen tarihi bir olaydır. Bu da hikayenin en az dört bin yıllık geçmişi olduğunu göstermektedir.


Bir Kürt inanışı olan Kernemût'un kelime olarak etimolojik çözümlenmesi de bu geleneğin başlangıçta hangi halkın yaratması olduğunu göstermekte yardımcı olmaktadır. Birleşik bir kelime olan "Kernemût (açık şekli ile: ker ne mût) =ker (eşek), ne mût (ölmedi) olup tam anlamı: eşek ölmedi." şeklindedir. Bu kelimeler Kürtçe'dir. Yukarıda da belirtildiği gibi "Kervan (eşekçi)" kelimesinin de Kürtçe olduğu göz önüne alınırsa geleneğin ve hikayenin Kürtlerden başka bir halka ait olmadığı anlaşılmaktadır. Böylece folklorik olarak Kürtler arasında yaşayan "Kernemût" etimolojik olarak da Kürtlere ait olduğu bu şekilde anlaşılmaktadır.
Ancak, bu halk hikayesinin sonucu ile "Kernemût" kelimesinin anlamı arasında bir uyumsuzluk görülür.

Hikayede çıkan fırtınada bütün eşeklerin ölmesi, olayın adının  "Kermût (eşek öldü)" şeklinde olmasını gerektirirken, buna "Kernemût (eşek ölmedi)" şeklinde olumsuz hale getirilmesi, yukarıdaki halk hikayesine aykırı düşüyor. Diğer bir farklılık ise; halk hikayesindeki ölen eşek sayısı ile olayın adı olan Kernemût arasında görülüyor. Kervanda birden fazla eşek öldüğüne göre; "ker" kelimesinin çoğulu olan "keran" şeklinde kullanılması gerekirdi. Buradan hareketle; Kernemût ile kast edilenin bir tek eşek olduğunu, bunun da "Ölmez Bir Eşek" olduğunu gösteriyor. Bu da Kernemût kelimesinin, yukarıda halk tarafından anlatılan ve tarihi gerçeklere dayanan hikayeden farklı dönem ve nedenlerden geldiğini gösteriyor.Dolayısıyla "Kernemut" kelimesiı aşağıda görüleceği üzere daha köklü ve eski inançlardan kaynaklanmaktadır.



3)Bir Bayramın adı:“Kernemût”  dolayısıyla bugün unutulmuş mitolojik kutsal inanışların olması sözkonusudur. Nitekim Przylusci, geçmişte “Kernemût” adında bir Kürt bayramının olduğunu belirttmektedir. Bugün adı dahi çok kişi tarafından hatırlanmayan bu bayram yukarıda sözü edilen kötü hava koşullarının etkilerinin ve sonuçlarının hafifletilmesi içindi. Bu tür törenlere günümüz literatüründe Kült denildiği için bu bayramda "Eşek Kültü" olarak adlandırılabilir. Tıpki, Boğa Kültü, Mısırlıların Arelesk(Köpek) Kültü gibi.


  Prearyanik dönemlerde henüz at ehlileştirilmeden önce eşek bugünkü gibi aşağılanan bir hayvan değildi, O en hızlı koşan değerli bir hayvandı. Zira Hava ve Gök tanrısının ruhu idi. Mitolojiye göre Atmosfer(Gök) Tanrısı, başka tanrı ve devlerle giriştiği bir savaşta kafası parçalanarak vucudu yer altına atılır. Ancak Ruhu ölmeyerek bir Vahşi Eşek olarak yeryüzünde başı boş kalır. İşte mitolojiye göre yukarıda adı geçen Fırtınalar, Fırtına Tanrısının ruhu olan bu ölmeyen Vahşi Eşek (Kernemût) tarafında çııkarılmaktadır. Daha sonra Fırtına Tanrısının oğlu babasının yer altına gönderen devleri ve kötü yaratıkları öldürerek babası ile ruhunu bir araya getirir. Fırtınalar durur. Söz konu ruh ölmeyen bir eşek olduğu için de adı:"Kernemût=Eşek ölmedi" olmuştur. Bunun için eski uygarlıklarda(Sumer-Hattî-Hîttît) dönemlerinde birçok Kült eşyası yapılmış ve töreni düzenlenmiştir. Bu konuda birçok arkeolojik belge var. adı geçen uygarlıkların kalıntıları Kürtler olduğu için de Kürtler tarafından da bilinmektedir. Bundan kaynaklanmış birçok Kürt masalı da var.  Ayrıca bundan kaynaklı coğrafı adlar da  oluşmuştar. Örneğin: Kerboran, Kercûş, Kerxwaran(Eşek yiyenler-Bir cami adı) gibi.


4-Kernemût Bir Takvim Ayı olarak: Kernemût fırtınaları Nevroz'dan sonraki on günde çıktığı için bu miladi Nisan ayı başlarında olmaktadır.Bundan sonrada artçı soğuklarçıkıyor. Kürtler bunlara da "Gîsikên Pîrê (Koca karının oğlakları), Gamêqiran (Manda öldüren)" fırtınaları olmaktadır. ancak bunlar Kernemût serisinden sayılıyor. Dolayısıyla yağmurlu ve fırtınalı bu aya Kürtler Kernemût Ayı (Meha Kernemût'ê) diyorlar. Dolayısıyla Kürt takviminin dördüncü ayı tarihi, atmosferik ve mitolojik bir kökene sahiptir.


(Selahaddîn Mihotulî-ARYA UYGARLIKLARINDAN KÜRTLERE)


Not:Kernemût (Eşek Kültü)  mitolojik kökeniyle birlikte detaylı olarak tarafımızdan ortaya çıkarılmıştır. Buraya herkesin anlıyabileceği şekilde 4/5 oranında kısaltılarak ve basitleştirilerek alınmıştır.

31 Mart 2012 Cumartesi

Hosînameya Qazî Mihemed - Qazî Mihemed'in Vasiyetnamesi






Qazî Mihemed'in Vasiyetnamesi*

* "Çocuklarınız okusun, çünkü biz Kürt halkının, öteki miletlerden eksik bir şeyimiz yoktur, yalnız eğitimin dışında. Öteki halkların kervanından geri kalmamak için okuyun, yalnız eğitim düşman için öldürücü silahtır.
İnanın ve bilin ki, kaynaşmışlıklığınız, birbirinize bağlılığınız ve öğreniminiz iyi ve çok sağlam olursa, düşmanınız üzerinden de başarılı olursunuz"

* "Bir evde o evin ferdi her kes nasıl ki, farklı ve degişik işten anlar, o işi o­nu anlayana verirler, artık kimse o­nu kıskanmazsa, işte Kürdistan'ın tümü de öyle bir evdir.

Elinden iş gelen o ailenin bir ferdini bildiğinizde, bırakın (karışmayın), yapsın. Artık, sakın önüne taş koymalarınız olmasın ve sakın, içinizden birinin elinde büyük bir sorumluluk olduğunda kızmayın."

Vasiyetname'nin Kurmancisi ve Türkçesi;


"Zarok û birayên min yên ezîz!,

Birayên min yên bêmaf ku maf û para wan hatî xwarin, gelê minî zor û zulim lêkirî!

Vaye ez di deqeyên dawiya jiyana xwe da, çend şîretan li we dikim:

Werin ji bo xatira Xwedê êdî neyartiya hev neken, hev bigirin û pişta xwe bidin hev. Li hemberî dujiminê zordar û zalim, li berxwe bidin. Dujimin ewqas û heya wê demê we dixwaze heya ku karê xwe bi we bide cî bi cî kirin û qet rehma xwe bi we naîne. Di her derfetekê da, qet ji we nabihûre.

Dujiminên gelê Kurd pirin, zalimin, zordarin, bêrehmin. Remza serkevtina her gel û netewekê, hevgirtin û yekbûne û piştgîriya tevaya gel e. Her gelekî ku yekîtî û tebayî(tevîhevbûn) pêre tunebe, herdem yê li jêr destê dujiminên xwe de bimîne.

Hûn gelê Kurd! tiştekî we ji yê gelên ser rûkê vî erdî kêmtir tuneye, belkî ji aliyê mêranî û xîret û jêhatîbûnê, ji piraniya wan gelên ku rizgar bûn, pêşdetir in jî.

Ew netewên ku ji destê dujiminên xwe yên zordar rizgar bûn, mîna wene, lê ewên ku xwe rizgar kirine, yekîtî di navbera wan de hebûye.

Bila hûn jî mîna hemû gelên rû erdê, êdî jêrdest nebin. Tenê bi yekgirtinê û çavnebarîkirin(hesûdî nekirin)a ji hev û xwe nefirotina bi neyaran û karê li dijî netewa me, dikarin rizgar bibin.

Birayên min! êdî bi derewên dujimin neyên xapandin, dujiminê Kurd ji her reng û kom û qewmekê be, dîsa jî dujimine, bêrehme, bêwijdane, rehmê bi we nake, we bi dest hev û din dide kuştinê, temahîyê dide ber we, bi derew û fêlbazîyan we berdide hev.

Di nava hemû dujiminên gelê Kurd da, neyartiya Ecem ji tevan zalimtir, milûntir û Xwedî nenastir û bêrehimitire. Ew ji kirina ti tawanekê li hemberî gelê Kurd destê xwe venagerînin.

Di dirêjahiya dîrokê de wan bi gelê Kurd re, xerez û kîneke rîşedar hebûne û (hê jî ew kîn) hene.

Binêrin, temaşeken hemû mirovên mezin yên gelê we, ji Simaîl Axayê Şikak bigire heya Cewer Axayê birayê wî û Hemze Axayê Mengor û çend û çendîn mirovên din, tev bi awayê xapandinê, berê bêdeng(aram) kirin û gel ji wan dûr xistin û piştre pir bi nemerdî, ew kuştin.

Ew tev bi sond û Qûranê xapandin ku goya Ecem bi wan re xwedî nîyetek başin û qenciyê bi wan re dike. Lê tenê Kurd e ku xweşbawer e û bi sond û soza Eceman hatiye xapandin û bawerî bi wan anîye, lê heya niha jî bi dirêjahiya hemû dîrokê, kesî nedîtiye ku heta carekê jî Ecem bi sond û soz û ew peymanên ku dane serokên Kurd, wefadar bin û pêkbînin û sozên bi gelê Kurd re cî bi cî biken, tev derew û fêlbazî bûne.

Êca vaye ez mîna birayekî biçûkê we, di riya Xwedê da, jo bo xatira Xwedê ji were dibêjim: Hev bigirin û qet pişta hev berneden. Baweriya we hebe ger Ecem hingiv jî bidin we, xuyaye ku jehir xistiye navê. Bi sond û soza Eceman ya derew neyên xapandin, çimkî ger hizar caran jî ew dest li Qûrana pîroz biden û sozê biden we, bi bawerî bin ku armanca wan xapandina weye, heya ku we bixapîne.

Vaye ez di demên dawiya jiyana xwe de ji bo xatra Xwedayê mezin li we şîretan dikim, ji were dibêjim û Xwedê bixwe dizane ku ewa ji destê min hat, bi ser û can û têkoşan, bi şîret û rênimonî û nîşandana rêya rast bo we, min ti kêmasî nekirine.

Niha jî di vê dem û rewşê da, dîsa jî we agehdar dikim ku êdî ticarî bi gotinên Eceman neyên xapandin û bi sond û dest li Qûranê dayîn û qewil û sozên wan bawer neken. Çimkî Ecem ne Xwedê nas dikin û ne jî baweriya wan bi Xwedê û pêxember heye û ne jî baweriya wan bi roja qîyamet û hisab û kitabê heye. Li cem wan ji ber ku hûn Kurdin, bila misilman jî bin, tawanbar û mehkûmin, hûn ji wan re dujimin, ser û mal û canê we ji wan re helale û ji xwe re bi xeza dizanin.

Soz û peymana min ew nebû ku ez herim û we di nava destê van dujiminên dilreş de bi cî bihêlim(bi tenê bihêlim), gelek caran jî min bîr li ser dema bihûrî û mirovên me yên mezin kiriye, ku Eceman bi xapandin û sond û derew û fir û fêlbazîyan, ew girtine û kuştine. Çimkî di qada şer da bi wan nekarîne û nekarîne li hemberî wan li berxwe bidin. Ji bona wê neçar mane bi derew û fir û fêlan ew xapandine û kuştine.

Tevaya vana li bîra min bûn, min qet jî bi Eceman bawerî nekiriye, lê Eceman jî beriya vegera bo vira çendîn caran bersiv û xeber bi name û bi şandina kesên navdarên Kurd û Fars û bi dayîna soz û peymanên zêde ku dewleta Ecem û şah bixwe niyetek xêrê heye û heta amade nîne ku dilopek xwînê jî li Kurdistanê bê rijandin.

Niha hûn encama sozên wan bi çavên xwe dibînin. Ger serokên hoz û eşîretên me yên Kurd xiyanet nekirana û xwe nefirotana dewleta Ecem, em û hûn û komara me wiha bi serî de nedihat.

Şîret û wesiyeta min ji were ev e: Bila zarokên we bixwînin, çimkî em gelê Kurd, tiştekî me ji milletên din kêmtir nîne, tenê xwîndin nebe. Bixwînin ji bo wê hindê ku ji karwanê gelên din paşde nemînin, tenê xwîndin çeka kuştinê ye ji bo dujimin.

Bi bawerî bin û bizanin ku ger tebayî(tevhevî) û hevgirtin û xwîndewariya we baş be, pir baş jî hûn yê bi ser dujiminên xwe de bi ser jî bikevin. Nabe ku çavê we bi kuştina min û bira û pismamê min bitirse, hê divê gelek kesên din yên mîna me di vê rê da canê xwe fîda biken, heya ku hûn digehin armanc û xwezîyên xwe.

Ez di wê baweriyê da me ku piştî me jî gelek kesên din dîsa yê bi fir û durûtîyê ji holê bên rakirin.

Ez bawerim ku pir kes piştî me jî yê bikevin dava hîleyên Eceman, ku ji me jî zanatir û jêhatîtir dibin, lê hîvîdarim ku kuştina me bibe bi şîret û îbret ji bo dilsozên gelê Kurd. Wesiyeteke min ya din ji were ewe ku ji Xwedayê mezin dawa biken, her tiştê we ji bo serfiraziya vî gelî kir, hevkarî ji aliyê wî re bo we bê.

Ez bawerim ku Xwedayê mezin yê bi ser bêxîne û yê hevkariya we bike.

Dibe ku hûn bibêjin lê çima ez(Qazî Mihemed) bi ser neketim, di bersivê da dibêjim:

Bi wî Xwedê ez bi serkevtim, çi heyîyek(nîmetek) û çi serkevtinek ji wê mezintire ku waye ez niha di rêya gel û netewe û welatê xwe de, ser û mal û canê xwe di rêya wê da didim. Bawer biken ez bixwe ji dil bi hîvî bûm ku ger mirim bi mirinekê bimirim ku li hizûra Xwedê û gel û netewa xwe da, rûsor bim. Ji min re ev mirin, serkevtine.

Xoştivî û ezîzên min,

Kurdistan malê hemû Kurdekê ye.

Mîna ku di malekê da endamên wê malê herkesek ji her cûre kar û kiryarekê dizane, wî karî dispêrin wî, êdî kesî çavê hesûdiyê li ba nîne, Kurdistan jî hema ew male.

Ger we zanî kesek ji endamên wê malê karek ji dest tê, berden(lêgerin) bila bike. Êdî nabe kevir bêxin ser rêya wî(yanî astengan li ser rêya wî çêken) û nabe bi vê dilgir(nerihet) bin ku yek ji we berpirsyartiyek mezin di destê wî deye. Ger karekî mezin ket ser milên kesekî û birêve dibe, xuyaye ku jê dizane û berpirsyartiyek mezintir jî li hemberî wê wezîfê de heye.

Bi bawerî be ku birayê te yê Kurd hê baştir e, kîn di dilê dujimin de ye û ger berpirsyartiya mezin neketa ser milên min, niha di bin sêdara îdamê da nedisekinîm. Ji bona wê jî nabe ku em li hemberî hev hesûd(çavnebar) bin.

Ewên ku fermanên me cî bi cî nekirin, ne tenê ferman cî bi cî nekirin, belkî bi temamî neyartî jî bi mere dikirin. Çimkî me xwe bi xizmetkarên gelê xwe dizanî. Niha ew di nava mal û zarokên xwe de, di nava xewa şirîn de ne, lê em bi navê xizmetkirina ji gel re, vaye li jêr darê sêdarê ne û demên dawiya jiyana xwe bi vê wesiyetê bi dawî tînim. Êca ger berpirsiyartiyek mezin li ser milên min jî nebûya, niha ez jî yê mîna we di nava mal û zarokên xwe da, di nav xewa şirîn de dibûm.

Ew tiştê ku şîretan bo çaxê piştî xwe li we dikim, ev jî yeke ji wan berpirsyartiyane ku li ser milên mine. Ez bawerim ku ger kesekî din ji we, berpirsiyartiyên min bigirtana ser stoyê xwe, niha ewê li cihê min li jêr sêdara îdamê dibû.

Vaye ez li ser daxwaz(mebest)a razîbûna Xwedê û li pey berpirsyartiya li ser milên min, mîna Kurdekî xizmetkarê gel û di rêya baş de, ev çend şîretên baş min ji were kirin ku hîvîdarim ji vir û pêda îbretê werbigirin û bi temamî guhdarî şîretên min biken. Bi hîvîya Xwedayê mezin hûnê bi ser serê neyarên xwe da biser bikevin.

1. Baweriya we bi Xweda (maca min indellah) û perestişa Xweda û pêxember(rehma Xwedê li ser be) û cî bi cîkirina wezîfeyên olî bi hêz be.

2. Yekîtî û hevgirtinê di navbera xwe da biparêzin, karên ne layêq li hemberî hev neken û ji hev re çavnebar(hesûd) nebin. Bi taybetî di berpirsyartî û xizmet kirinê da.

3. Xwîndin û zanist û pileya zanyarîyên xwe bibin jor, ji bo ku kêmtir ji aliyê neyaran ve bên xapandin.

4. Bi dujiminan baweriyê neken, bi taybetî bi dujiminê Ecem. Çimkî bi çend sebeb û rêyan ve Ecem dujiminê weye. Dujiminê gel û nîştiman û ola weye. Dîrokê bi me daye selmandin ku bi berdewamî ew bi Kurdan re bi hincet(hecet an jî behane) ne û bi tawana herî kêm yê we bikûjin û ji kirina ti tawanekê li hemberî Kurdan, destê xwe venagêrin.

5. Ji bo çend roj jiyana bêqîmeta vê dinê xwe nefiroşin dujimin, çimkî dujimin dujimine û cihê çi bawerpêkirinê nîne.

6. Xiyanetê li hev neken, ne xiyaneta siyasî û ne giyanî û malî û namusî. Çimkî xiyanetkar li cem Xwedê û mirov sivik û tawanbare. Xiyanet bi ser rûyê xiyanetkar da vedigere.

7. Eger kesek ji we karî karên we bi bê xiyanetkirin encam bide, hevkariya wî biken. Bi çi awayî ji ber hesûdî û bexîliyê da li dijî wî bisekinin an jî Xwede neke li ser wî bibin sîxorê bîyanîyan.

8. Ew cihên ku min di vê wesiyetnamê de nivîsandine ji bo mizgeft, nexweşxane û xwîndingehan, hûn tev dawa biken heya tên çêkirin û sûd yê ji wan bê standin.

9. Hûn ji dewama xebat û têkoşanê nesekinin, heya ku mîna hemî gelên din li jêr destê dujiminan rizgar dibin. Malê dinê ne tişteke, ger welatekî we hebe, serbestiyek we hebe, mal û ax û nîştimana we ya we bixwe be, wê demê hemû tiştekî we heye, hem mal, hem heyîtî(sirwet), hem dewlet û abirû(heysîyet) û nîştimana we jî yê hebe.

10. Ez bawerim ku tenê mafê Xwedê nebe, mafê kesekî din li ser min hebe, lê ger kesek li cem xwe wiha dizane ku kêm heya zêde tiştekî wî li cem min heye, serwetekî pir zêde min li pey xwe hiştiye, bila here ji warsên min bixwaze û bistîne.

Heya hûn hev negirin, sernakevin.

Zulim û zorê li hev neken, çimkî Xweda gelek zû mirovê zalim ji holê radike û ji beyîn dibe. Ev soza Xwedaye bê kêm û zêde, zalim yê hildiwşe, Xwedê tole(întiqama) zordariyê jê distîne.

Hîvîdarim hûb guhê xwe bidin min û Xwedê we bi ser dujiminan da bi ser bêxîne, mîna Seidî kerem dike:

Moradê ma nesîhet bod û goftîm
Hewalet ba Xuda kerdîm û reftîm."

Xizmetkarê gel û nîştiman
Qazî Mihemed, 29.03.1947, Mihabad





Türkçe çevirimiz;

Qazî Mihemed'in Vasiyetnamesi


"Aziz çocuk ve kardeşlerim!


Haksız bırakılmış, hak ve payları yenilmiş kardeşlerim, zora ve zulüme uğramış halkım!


İşte, ben yaşamımın son dakikalarında, sizlere bazı nasihatlar ediyorum:


Gelin Tanrı hatırı için, artık birbirinize düşmanlık etmeyin, birbirinizi tutun ve sırtınızı birbirine verin. Zalim ve zorba düşmana karşı, direnin.


Düşman sadece isteklerini yerine getirinceye kadar isteklerini yerine getirinceye kadar ister (sizi sever) ve size hiç merhamet etmez. Her halükarda sizi katiiyen bağışlamaz.


Kürtlerin düşmanları çoktur, o­nlar zalim, zorba, merhametsizdirler.


Her halkın ve milletin başarısının işareti, tüm halkın birbirine bağlanması ve birliği ve dayanışmasıdır. Birlik ve kaynaşmadan yoksun olan her halk, daima düşmanının eli altında kalır.


Siz Kürt Halkı!
Bu yeryüzündeki halklardan eksik bir şeyiniz yoktur, yiğitlik, gayret ve becerililik yönlerinden, kurtulan o halkların çoğunluğundan, belki daha da ilerisiniz. Zorba düşmanlarının elinden kurtulan o milletler, sizin gibiler, Ama kendini kurturanların arasında birlik vardı.


Varın siz de yeryüzündeki tüm milletler gibi, artık ezgi altında kalmayın.


Sadece birlik olarak ve birbirinize karşı kıskançlık etmeden (çekememezlik etmeden) ve kendinizi düşmanlarınıza satmadan ve milletimize karşı çalışmadan, kurtulabilirsiniz.


Kardeşlerim!
Artık düşmanın yalanlarına aldanmayın, Kürdün düşmanı hangi renk ve topluluktan ve milletten olursa olsun, yine de düşmandır, acımasızdır, vicdansızdır, size merhamet göstermez, sizi kendi ellerinizle birbirinizi öldürmeye verir, açgçzlülüğü karşınıza koyuyor, yalan ve oyunlarla sizi birbirinize karşı bırakıyor.


Kürt halkının bütün düşmanları içerisinde, Acem (yani Îran) düşmanlığı tümünden daha zalim ve melün, Tanrı tanımaz ve merhametsizdir. o­nlar Kürt halkına karşı işlenebilecek hiç bir suçtan geri çekilmezler. Tarih boyunca o­nlar Kürt halkına karşı köklü bir düşmanlık, kine sahip olmuşlar (hala o kin).


Bakınız, görünüz halkınızın tüm ileri gelenleri, Smail Axayê Şikak’tan tutun ta kardeşi Cewer Axa ve Hemze Axayê Mengor’a ve daha başka nice nice insanlar, tümü kandırılma şekliyle, önce sessizleştirilerek ve halkı o­nlardan uzaklaştırarak ve sonra çok namertçe, o­nları öldürdüler.


Onların hepsini yemin ve Kur’an’la kandırdılar, güya Ecem o­nlar için iyi niyetli ve o­nlara iyilik yapıyorlar. Ama sadece Kürtler güzel sözlerle ikna oluyorlar ve Ecemlerin söz ve vaatleriyle aldanıyorlar ve o­nlara inanıyorlar, ama tüm uzun tarih boyunca, kimse Ecemin Kürt önderlerine vermiş olduğu vaatlere, söz ve anlaşmalara bağlı kaldığına, Kürt halkına vermiş olduğu sözleri yerine getirmiş olduğuna bir kez olsun kimse şahit olmamıştır.
Hep yalan ve hilekarlık olmuştur.


Öyleyse, işte ben sizin küçük bir kardeşiniz olarak, Tanrı yolunda, Tanrı hatırı için sizlere diyorum:


Birbirinizi tutun ve katiyen sırtınızı birbirinden ayırmayın. İnanınız ki, Ecem size bal da verse, içine zehir koymuş olduğu bellidir.


Yalancı Ecemlerin söz ve yeminlerine kanmayın, çünkü o­nlar Kutsal Kur’an üzerine ellerini bin kez basıp size söz verseler de, inanın ki amaçları sizin aldatılmanızdır, sizi kandırıncaya dek.


İşte yaşamımın son anlarında yüce Tanrı’nın hatrı için sizlere nasihat ediyorum, sizlere diyorum ve Tanrı şahittir ki, elimden bu geldi, başım, canım ve mücadelem, öğüt ve tavsiyelerim ve size doğru yolu göstermede, ben hiç yalnış yapmadım.


Şimdi de bu an ve durumda, sizi gene uyarıyorum ki, artık hiç bir zaman Ecemlerin sözlerine aldanmıyasınız. Ellerini Kur'an'a basıp vaat ve söz verişlerine ve yemin ve ahtlarına inanmıyasınız.


Çünkü Ecemler ne Tanrı tanır, ne de Tanrı ve peygambere inançları var, o­nların Kıyamet Günü’ne, hesap ve kitab’a da inançları yoktur. Sizler Kürt olduğunuzdan, o­nlar nezdinde, müslüman olsanız da, suçlu ve mahkümsunuz, sizler o­nlar için düşman, baş, can, malınız da helal gözüyle bakar bunu kendileri için doğal bilirler.


Söz ve ahtım, başımı alıp giderek sizi kara yüreğe sahip düşmanların ellerinde bırakmak(yalnız bırakmak) değildi, çok kere de geçmiş zamanları, Ecemlerin kendilerini oyunlarla kandırarak yakalamış ve öldürmüş oldukları büyük insanlarımızı anmışımdır.


Çünkü savaş meydanında o­nlarla baş edemediler ve o­nlara karşı direnemediler. Bu nedenle, çaresiz kalıp yalan, oyun ve hilekarlıkla o­nları aldattılar ve öldürdüler.


Bunların tümü aklımdaydı, ben katiyen Ecemlere inanmadım, ama ecemler buraya dönmeden önce, bir çok kez mektupla haber, cevap, ünlü kürt ve farsları göndererek Ecem devleti ve bizzat Şah’ın iyi niyetli olduklarını, Kürdistan’da bir damla kanın bile dökülmesini istemediklerinin söz ve vaatlerinde bulunuyorlardı.


Şimdi siz o­nların sözlerinin sonuçlarını gözlerinizle görüyorsunuz.


Şayet Kürt aşiret ve hoz liderleri ihanet etmeselerdi ve kendilerini Ecem Devleti’ne satmasalardı, bizim, sizin ve cumhuriyetimizin başına bu durum gelmezdi.


Sizlere Vasiyet ve Öğüdüm budur:


Çocuklarınız okusun, çünkü biz Kürt halkının, öteki miletlerden eksik bir şeyimiz yoktur, yalnız eğitimin dışında. Öteki halkların kervanından geri kalmamak için okuyun, yalnız eğitim düşman için öldürücü silahtır.
İnanın ve bilin ki, kaynaşmışlıklığınız, birbirinize bağlılığınız ve öğreniminiz iyi ve çok sağlam olursa, düşmanınız üzerinden de başarılı olursunuz.


Sakın gözünüz benim, kardeşim ve kuzenlerimin öldürülmemizden dolayı korkmasın. Sizler istek ve amaçlarınıza ulaşıncaya kadar, bizim gibi daha bir çok kişinin de bu yolda canlarını feda etmesi gerekecektir.


Ben o inançtayım ki, bizden sonra da başka bir çok kişi gene yalan ve ikiyüzlülükle ortadan kaldırılacak.


Ben inanıyorum ki,daha akıllı ve çalışkan olsalar da, bizden sonra da çok kişi Ecemlerin hile tuzaklarına düşerler.


Umut ediyorum ki, öldürülmemiz, Kürt halkının sadık evlatlarına ibret ve ögüt olur.


Size diğer bir vasiyetim de şudur ki, Yüce Tanrı’ya dava edin, yaptığınız her şey bu halkın mutululuğu için olduğundan işbirliği O'nun tarafından size gelecektir.


İnaniyorum ki, Yüce Tanrı başarıya ulaştıracak ve size yardımcı olacaktır.
Diyebilirsiniz ki, ben neden başaramadım, cevap olarak diyorum:


Tanrı şahidimdir, ben başardım; hangi kıymet ve başarı, işte şimdi benim halkımın, milletimin ve vatanımın yolunda baş, can ve malını veriyor oluşundan daha büyük olabilir.


İnanın, ben, kendimce yürekten umutluydum ki, ölürsem, öyle bir şekilde öleyim ki, tanrının, halk ve milletimin önünde başı dik olayım.


Benim için bu ölüm; başarıdır.


Saygıdeğer ve azizlerim,


Kürdistan her Kürdün malıdır.


Bir evde o evin ferdi her kes nasıl ki, farklı ve degişik işten anlar, o işi o­nu anlayana verirler, artık kimse o­nu kıskanmazsa, işte Kürdistan'ın tümü de öyle bir evdir.


Elinden iş gelen o ailenin bir ferdini bildiğinizde, bırakın (karışmayın), yapsın. Artık, sakın önüne taş koymalarınız olmasın ve sakın, içinizden birinin elinde büyük bir sorumluluk olduğunda kızmayın.


Eğer birinin omuzlarına büyük bir iş düştüyse ve o­nu yürütüyorsa, açıktır ki, o işi biliyor ve bu vazifeye karşılık da büyük bir sorumluluğu vardır.


İnan ki, Kürt kardeşin daha iyidir, kin düşmanın yüreğindedir ve şayet bu büyük sorumluluk omuzlarıma düşmeseydi, şimdi darağacında olmayacaktım. o­nun içindir de, birbirimize karşı çekememezlik yapmamız olmaz.


Emirlerimizi yerine getirmeyenler, yalnızca emirleri yerine getirmemezlik yapmadılar, belki de bize tam bir düşmanlık yaptılar. Çünkü, biz kendimizi halkımızın hizmetinde biliyorduk.


Şimdi o­nlar evlerinde çocuklarının yanında tatlı rüyalarındalar, ama biz halkımıza hizmet adına, işte darağacının altındayız ve hayatımın son anlarını bu vasiyetle sona erdiriyorum.


İşte, bu büyük sorumluluk benim de omuzlarımda olmasaydı, ben de şimdi sizin gibi evimde, çoluk çocuğumun içinde, tatlı rüyada olacaktım.


Kendimden sonraki zaman için yaptığım bu öğütler de, bilincinde olduğum sorumluluklardan biridir. İnanıyorum ki, eğer sizden biri de benim sorumluluklarımı üzerine almış alsaydı, şimdi o benim yerime daragacının altında olacaktı.


İşte, Tanrı’nın isteği ve rızasıyla ve sorumluluğumun bilinci ve izinde halkın hizmetkarı bir Kürt olarak ve iyi yolda, sizlere bu bir kaç iyi öğütte bulundum ki, umut ediyorum bundan itibaren ibret alır ve tamamen benim tavsiyelerimi dinlersiniz.


Yüce Tanrı’nın umuduyla siz düşmanınıza karşı başarı sağlarsınız.


1. Tanrı'ya (maca min indellah) inancınız, Tanrı ve Peygamber'e (Tanrı'nın rahmi üzerinde olsun) dualarınız ve dinsel vazifeleri yerine getirmeniz güçlü olsun.


2. Birlik ve birbirinizin elini tutmayı aranızda muhafaza ediniz, birbirinize karşı hak etmediğiniz işler yapmayınız ve birbirinize karşıkıskançlık etmeyiniz. Özellikle sorumluluk ve hizmet edişte.


3. Düşmanlarınız tarafından daha az aldatılmanız için öğrenim, bilim ve bilgi düzeyinizi yükseltiniz.


4. Düşmanlara inanmayınız, özellikle düşman Ecemlere. Çünkü, birçok sebep ve nedenden dolayı Ecem sizin düşmanınızdır. Halkınızın, anayurdunuzun ve dininizin düşmanıdır. Tarih bize göstermiştir ki, o­nlar sürekli olarak Kürtlere karşı bahane ve gerekçe bulmak ve Kürtleri öldürmekten, ve o­nlara karşı suçlamalardan vazgeçmezler.


5. Bu dünyanın kıymetsiz bir kaç günü için kendinizi düşmana satmayın, çünkü düşman düşmandır ve o­na inanmak için hiç bir sebep yoktur.


6. Birbirinize karşı ne siyasi, ne can, ne mal, ne de namus ihaneti etmeyin. Çünkü hain tanrının yanında alçak ve günahkardır. İhanet haine geri döner.


7. Eger içinizden biri işini hainlik etmeden sonuçlandırıyorsa, o­nuna yardımcı olun. Hiç bir şekilde kıskançlık ve aptallık yüzünden o­na karşı gelmeyin. Ya da Tanrı korusun o­na karşı yabancı casusluğu yapmayın.


8. Vasiyetnamemde cami, hastahane ve okullar için yazdığım yerler için davanızı sürdürün taki yapılana kadar ve o­nlardan faydalanın.


9. Mücadelenin devamı için ugraşınızdan vazgeçmeyin, yeryüzündeki bütün öteki halklar gibi kurtuluşa kavuşana kadar. Dünya malı bir şey değildir, şayet bir ülkeniz olursa, özgürlügünüz olursa, hem mal, hem varlığınız (servetiniz), hem devlet hem haysiyet ve vatanınız da olmuş olacaktır.


10. Ben inanıyorum ki, sadece Tanrı hakkı olmasın, eğer başka birinin bende hakkı kalmışsa, eğer biri bende az yada çok bir şeyi oldugunu biliyorsa, arkamda büyük bir servet bırakmışım, gitsin mirasıma sahip olanlardan istesin ve alsın.


Birbirinizi tutmayana kadar başaramazsınız. Birbirinize karşı zulüm ve zor kullanmayın. Cünkü, Tanrı zalim insanı çok çabuk ortadan kaldırır. Bu abartmasız ve eksiksiz Tanrı sözüdür, zalimler çökecek, Tanrı zalimden intikam alır.


Ümit ediyorum ki, biraz beni duyacak ve Tanrı sizleri düşmana karşı başarıya ulaştıracaktır, Seidî gibi lütfediyor:


Moradê ma nesîhet bod û goftîm
Hewalet ba xuda kerdîm û reftîm."


Halk ve Vatan Hizmetkarı
Qazî Mihemed, 29.03.1947, Mihabad


*Mehabad Kürdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Qazi Mihemed'in Çarçıra meydanında şehit edilmeden birkaç dakika önceki vasiyetnamesi, 50 yıl aradan sonra, Iran askeri arşivlerinden çıkarılmıştır.Kurmancisi'nin ilk kez, Kakşar Oremar tarafindan Tirej sitesinde yayınlanan Vasiyetname'nin orjinal metni ne yazik ki elimizde degildir.